*David Cronenberg - Videodrome'dan kareBiraz sonra Mehmet Tarhan söz aldı. Kızın söylediklerine öfkelenip Nazan Hoca'yı alkışlarken yaptığımızın aslında tam da eleştirdiğimiz tavrı tekrarlayıp iyice kutuplaşmak olduğunu, bu şekilde çözüm üretemeyeceğimizi söyledi. Ben ne kadar aktarabildim bilmiyorum, fakat Mehmet Tarhan o gün tartışma üslubuyla ilgili çok doğru bir noktaya işaret etmişti benim için. Nazan Hoca'nın yaptığı yerinde saptama ve kızın buna bir cevap veremeyecek olması, onunla aynı görüşü paylaşmayan bizleri zafer sarhoşluğuyla doldurmuş, "Nasıl da aldı ağzının payını" diye sevinip Boğaziçi'nin küçük ve steril özgürlük ortamında onu mağlup ettiğimiz için havalara uçmuştuk. Mehmet Tarhan, ayaklarımızı yere bastırdı.
32. Gün ya da Abbas Güçlü'yle Genç Bakış gibi programların da aslında gençler için tartışma platformu filan oluşturduğu yok. Her görüşten birileri konuşsun diye ellerine mikrofon tutuşturulanlar zaten türlü mecrada duyduklarımızı yineliyor, kameraman -tribün mantığıyla- güzel kızları ya da bir gencin elindeki -kessskin gözleriyle yakaladığı- tespihi gösteriyor (bravo!), deney kontrolden çıkıp salonun bir ucunda iki kişi kavgaya tutuşursa hemen bir reklam yapıştırılıyor. Biraz abartsam, gençlerin burda kendilerini temsil etme biçiminin 23 Nisan'da çocukların bir günlüğüne başbakan olması gibi kurgulandığını söyleyebilirim.
Televizyonun dertlere derman olmasını beklemek fazlaca naif olurdu zaten.
0 yorum:
Post a Comment