24.2.08


Yazının sonlarında kalıp kaynamasına mani olmak için, Noah & The Whale'in şu klibini sizlerle peşinen paylaşmak istiyorum. Kendilerini serious amateurs/ciddi amatörler olarak tanımlamış müzisyenlere -en azından bu sözün hakkını verip vermediklerine karar vermek için- bi bakmak lazım bence. Çocukluğunu akşam Show Tv'de Hababam Sınıfı var diye sevinerek geçirip seneler sonra Wes Anderson'a gönül verdiklerinde "Hep bi Tenenbaum olmak istediydim" (bkz. şu facebook grubu) diye yeni yeni adetler çıkaranların, yüzlerinde şapşal bir gülümsemeyle izleyeceğini tahmin ediyorum. Yalnız Youtube'a giderseniz buraya geri dönün he mi. (Bu noktada birçok okuyucu ulan zart zurt konuşana kadar buraya embed edeydin ya diyebilir. Hatta söz konusu brandon bey ise, bu işlemi embed gömbed olarak adlandırıp edepsizleşebilir. Lakin burda gözden kaçırılan nokta, benim blogu videolarla doldurmaktan kaçınıyor oluşumdur. Her videonun altına üç beş satır yazıp işin içinden çıkıvermek beleş fakat olası bir youtube yasağında kabak gibi ortaya çıkan birkaç cümlelik yazılarımın zavallılığı ne olur, ha benim tosunum?)
Parantezi kapayayım da memnuniyetsizliği elden bırakmayayım, sürekli olarak dinlediğim müziklerle didişmekteyim. Koskoca bir müzik tarihine sırtımı dönüp mart ayında çıkacak albümü dinlemenin absürd bir yanı var, ayrıca Babylon'daki güruh neden bir an olsun sessiz olamıyor, neden tam 'sahne ışıkları ne güzel ya' diye gevşeyecekken bir ışığın mekanın logosunun, diğerinin Converse reklamının üstüne düştüğünü fark edip büsbütün geriliyorum ve bu gibi sorular. Bu nedenlerde Vampire Weekend'i pek sevmeme rağmen her tarafta pohpohlanan bu gruba temkinli yaklaşıyor, "Geçici bir heves mi bilmem ki bizimkisi, ömür boyu sürer mi?" gibi Ozan Orhon şarkılarını aklıma getiriyordum. Sonra bir baktım Take Away Shows'a konuk olmuş, Paris sokaklarında yol alan bir arabada sıkış tıkış müzik yapmışlar, solistlerinin çok güzel bir ses rengi var, klavyeci bir ara kamera kendisini çekerken "ayh dur çekme şimdi şaşırıcam ya" diye dilini çıkarıyor, dedim "Eeh başlarım ha, yazacağım". Afrika davullarının indie tabir edilen müziğe sokulması bir yenilik olmasa da Vampire Weekend'in müziğine iyi uyarlandıkları, grubun "World Music" klişelerine bulaşmadan (ya da kötü bir Talking Heads taklidine dönüşmeden) sade, melodik ve mizahi yönü güçlü bir müzik icra ettiği söylenebilir.

Sonra efendim, dedim ki Florence&The Machine'den de bir parça koyayım, Myspace'ine girdim. Yazılanları okurken gözüme bir derginin grupla ilgili yazısının başlığı çarptı:

Demek ki müziği anlatmanın zorluğunu altetmek için alakasız kelimeleri bir araya getirip formül mahiyetinde post-modern başlık koymak sadece bizim dergicilik anlayışımızda değil ecnebi yayınlarda da makbulmüş. Yani Florence&The Machine de, ne diyeyim size, henüz 21 yaşında biraz fırlama havalarda bir kızcağız. Bir önemi varsa MTV kendisini 2008'in çıkış yapacak müzisyenleri oylamasında aday göstermiş (şöyle bir önemi var, ne yazık ki ilk oradan gördüm), hemen aşağıdaki fotoğrafıyla iyice dikkatimi celbetmiştir.


(Şimdi fark ettim de MTV fotoğrafın kenarlarını buğulamış. Afferim. Orjinali de MySpace'den kaldırılmış. Haydaa.) Florence&The Machine'in MySpace'inde Beirut'un Postcards From Italy'sinin sıradan bir coverı da var, kendi şarkıları kesinlikle daha güzel. Regina Spektor, Fiona Apple severlere tavsiye ederim.

Posted by
Categories: Etiketler: , , ,

1 yorum:

Radnor said...

Girl with 1 eye pek başarılı buldung

 
>